İstanbulspor’un Kalbinde Bir Hayat: Prof. Dr. Aziz Kaya Alturfan
İstanbulspor’un Kalbinde Bir Hayat: İstanbulspor’un yönetim kurulu üyesi ve ortopedi uzmanı Prof. Dr. Aziz Kaya Alturfan, Giresun’un Tirebolu ilçesinden İstanbul Erkek Lisesi’ne uzanan yolculuğunu bizlerle paylaştı. Kaya, İstanbulspor’un kulüp tarihindeki renklerin anlamından futbolcu ameliyatlarına kadar pek çok unutulmaz anısını bizlere aktardı. Bu röportajda İstanbulspor’un geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine değerli gözlemler, kulüp ve spor dünyasına dair de önemli ipuçları bulacaksınız…

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
İsmim Aziz Kaya Alturfan, Giresun’un Tirebolu kazasında doğdum. Ortopedi ve Travmatoloji, Spor ve Diz Yaralanmaları doktoruyum. İlk ve ortaokulu Tirebolu’da okudum, ortaokul bittikten sonra İstanbul Erkek Lisesi’ne yatılı olarak geldim.
İstanbulspor ile hayatınız nasıl kesişti, hangi görevlerde bulundunuz bu süreçten bahseder misiniz?
Taksim’de Mısırlı Han vardı İstanbulspor Kulübü’nün merkezi o zaman oradaydı, kulübün başkanı da Ali Sohtorik’ti. Ali Bey de beni okuldan duymuş. Zaten ben sporla çok ilgiliydim, voleybol ve futbol oynuyordum. Ali Bey beni genel sekreter olarak yönetim kuruluna aldı ve bir anda aralarında en genç ben oldum, yaş farkı 25 falan.
İstanbulspor renklerinin hikayesinden bahseder misiniz?
İlk kurulduğu zaman İstanbulspor’un rengi sarı beyazmış. Sarı siyah olmasının hikayesi de şöyle. İstanbul Lisesi’nden son iki sınıf Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak gidiyor, tabii çok genç ve askerlik tecrübeleri olmadığı için bir İngiliz saldırısında şehit düşüyorlar. Öğrenciler gitmeden evvel de iki sınıfı revir yapıyorlar, odalarını da sarı ve beyaza boyuyorlar. Okula şehit haberi gelince okul tarafından camların kenarları beyazdan siyaha boyanıyor. O gün bugündür İstanbulspor’un renkleri sarı siyah olarak kalıyor. Dünyada da benim araştırdığım kadarıyla böyle anlamlı renk hikayesi olan bir kulüp yok.
İstanbulspor ile ilgili yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Yine bir dönem transferin son günü yönetim kurulunu topladık iki tane futbolcu alacağız o zaman bütçe de yok, bir gelir de yok tek çare yönetim kurulundaki arkadaşların cepten para vermesi. Kendi aramızda konuşuyoruz, tartışıyoruz o zamanın parasıyla 40 bin lira lazım. Tam toplantının sonuna gelmek üzereyken Abdullah Kiğılı “Başkan kefil olursa ben parayı vereceğim” dedi. Çocuklar da Aziz abi sen kefil ol biz parayı bulup sana vereceğiz dediler, ben de tamam dedim. Abdullah Bey 40 bin lira verdi, o zamanlar çok büyük para ve futbolcular alındı. Sonra tabii üzerinden yıllar geçti, Abdullah Bey hala bana ve çevremdekilere şakasını yapar bana hala 40 bin lira borcu var diye.

İstanbulspor’un şu anki durumu hakkında neler söylemek istersiniz?
Benim eskiden bir tabirim vardı İstanbulspor Filistin göçmenleri gibi yeri yurdu belli olmayan bir takım derdim. Çünkü sürekli kulüp binası ve tesisleri değişen bir takımdı İstanbulspor. En son, kulübü hemşerilerimizin satın almasıyla artık takımın yeri, yurdu, tesisi, arazisi her şeyi var. Yani kulüp o göçmen durumundan kurtuldu. Bizim yapamadığımız bazı şeyleri bu yönetim kurulu yapıyor.
Bundan ayrı olarak da kulüp ilk defa benim başkanlığım sırasında satılmıştır. Zaten satışına ben onay vermiştim. herkes kulüp satılır mı falan diyor ben de aynı şeyi düşünüyorum ama para yok, hiçbir şey yok! Kıbrıs’ta bir mobilya firmasına ilk satışını gerçekleştirmiştik. Bugüne gelip baktığınızda birçok kulüp satılıyor. Bunun en büyük örneği Paris Saint – Germain ve diğer büyük Avrupa kulüpleridir.
Yurt dışında beğendiğiniz bir takım var mı?
Benim beğendiğim ve örnek olarak gördüğüm takım Borussia Dortmund’dur, onun rengi de sarı siyahtır. Borussia Dortmund’u sevme sebebim sürekli genç futbolcu yetiştirmesi ve sonra bunları satması. Sattığı futbolculardan da şimdiye kadar 12 milyar euro gelir sağlamış, mükemmel bir başarı. İstanbulspor’un da bu takım gibi olmasını diliyorum.



