in ,

GÜNAY YAVAŞ: VAZİFE ADAMIYDIM

İstanbulspor’un 1963-1970 yılları arasında efsaneleşen eski futbolcusu Günay Yavaş ile futbol tarihinin unutulmazlarını konuştuk. Modern futbolun geldiği noktadan İstanbulsporlular Derneği faaliyetlerine, özel yaşamından başarılarla dolu kariyerine yönelik samimi paylaşımlar yapan Yavaş, unutamadığı anılarını anlattı.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1943 yılında Fatih’te doğdum. İlkokul eğitimimi sırasıyla; Oruçgazi, Pertevniyal, Vefa ve Maraş Lisesi’nde tamamladım. Maraş’a gitmeden önce İstanbulspor’un altyapısında oynuyordum. Lise mezuniyetimin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. İstanbulspor’un A takımına seçilmemle birlikte 1963-1970 yılları arasında profesyonel olarak futbol oynadım. 1970 yılında futbolu bırakarak avukatlık büromu açtım ve 35 sene boyunca mesleğimi icra ettim. Nihayetinde İstanbul Barosu’ndan emekli oldum.

Hem İstanbulspor’a gönül verip hem eğitiminizi sürdürmüşsünüz. Futbolla nasıl tanıştınız?

Biz mahalle ve arsadan yetiştik. İstanbulspor’un rahmetli tek seçicisi Ali Mortaş’ın bizi keşfetmesiyle başladı serüvenim. 70 kişinin arasından seçilerek genç takımda başladım futbol kariyerime. Tahsil durumumu da futbolu da yarıda bırakmak istemedim. Bu nedenle öğrenim için gittiğim Maraş’ta futbola devam ettim ve dört sene Kahramanmaraş Kalespor Takımı’nı şampiyonluğa taşıdım. 1969 yılında oyunculuğuma talip olan Konyaspor’da bir sene futbol oynadım.

Kendinizi nasıl bir futbolcu olarak tanımlardınız?

Vazife adamıydım ben. Sert bir mizacım vardı. Antrenörümüzden aldığım talimatları yerine getirebilmek için canla başla mücadele ederdim.

İstanbulspor’un yaşayan efsanelerindensiniz… Futbol kariyerinizde unutamadığınız bir anınız oldu mu?

1965 yılında Dolmabahçe Stadı’nda Fenerbahçe ile oynadığımız bir maçta unutamadığım bir anım olmuştur. Fenerbahçe’nin namağlup olduğu bir senede yapılan maçın ikinci devresinde, beşinci dakikada santraforumuz olan Ahmet Şahin unutulmaz bir gol attı. Ahmet golü atınca nasıl olsa Fenerbahçe’den karşı atak gelir diye düşünerek Ahmet’i öpemedik bile. 85 dakika yaptığımız savunmalarla Fenerbahçe’nin o yılki namağlup unvanına son verdik ve maçı 1-0 kazanma şansı elde ettik. Normal primlerimiz maç başına 200 lirayken o gün bize 1000 lira para verdiler. Bu skorun ve ödülün yeri bambaşkaydı tabii. Bir de Galatasaray maçlarında, karşısında yer aldığım değerli ağabeyimiz Metin Oktay’a karşı hiç oynayamazdım. Sert bir atağa kalkışınca muhakkak özür dilerdim. Yağmurlu ve çamurlu bir günde gerçekleştirdiğimiz Beşiktaş maçındaki zorlu mücadelede, Halit Kıvanç’ın radyoda benden övgüyle bahsetmesi de unutulmaz anılarımdandır.

İstanbulspor’daki başarılarınızdan bahseder misiniz?

Biz İstanbulspor olarak, üç büyüklerden sonra dördüncü gelen takım olduk o dönemlerde. Takım arkadaşlarımızla ve antrenörlerimizle birlikte, futbol tarihine damgasını vuran isimler olduk. Birbirimize sıkı sıkıya kenetlenmiştik. Çok güzel anılarımızla, birlikte büyük başarılara imza attık.

Avukatlık mesleğini icra etseniz de İstanbulsporla olan gönül bağınız sürdü mü?

Kaptanımız ve ağabeyimiz olan İhsan Baydar’ın vefatından haberimiz olmamıştı. Bu duruma çok üzüldük ve Bilge Tarhan başkanlığında İstanbulsporlular Derneği’ni kurduk. Eski futbolcumuz ve değerli bir iş adamı olan Mustafa Yurttaş, derneğimizin son başkanı. İkinci başkanımız ise Ahmet Ürkmezgil. Fevkalade bir yönetimle, derneğimiz sayesinde ilişkilerimizi sürdürüyoruz.

Dernek başka ne gibi çalışmalar üstleniyor?

Derneğimiz iyi ki var. İstanbulsporlular camiası bu dernek sayesinde, yaşama ve futbola dair her gelişmeden haberdar oluyor. Mağdur arkadaşlarımıza destek olmamız için de büyük bir fırsat. Mali durumu yeterli olmayan kardeşlerimiz için yardımlaşma projelerimiz oluyor. Başta Mustafa Yurttaş’ın destekleri sayesinde bir arada olmaya devam ediyoruz. Dernek yönetimimizin önemli katkılarıyla Kostas Kasapoğlu ağabeyimize anıt mezar yaptık.

İstanbulspor Kulübü’nün yönetiminde yer aldınız mı hiç?

1987 yılında İstanbulspor üçüncü ligdeyken yönetimde yer aldım ve umumi kaptanlık yaparak sahaya indim. Abdullah Kiğılı, Erol Evgin, Sacit Duran, Ümit Zaim, Süleyman Başar, Aziz Alturfan gibi çok değerli insanlar kazandım o dönemde de.

Büyük zorluklarla futbol oynamış biri olarak modern futbolun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

O dönemin şartlarıyla günümüz şartları arasında çok büyük bir uçurum var. İzmir sahası kömür tozu, Dolmabahçe çamur, Ankara topraktı. Şimdiki sahalarda en iyi imkanlar sunuluyor. Haftada iki gün antrenman yapabiliyorduk. Şimdilerle ulaşımın çok kolay hale gelmesinin yanı sıra her gün saatlerce antrenman yapılabiliyor. Aracımız yoktu, otobüslerle kendi imkanlarımızla gider gelirdik tesislere ve maçlara. Maçın ardından Dolmabahçe önünden dolmuşa binip dönüyorduk evimize. Bize ait bir sahamız bile yoktu. Günümüzde muazzam statlar ve fevkalede tesisler yapılıyor. Bu değişim kaliteli olsa da bizleri üzen bazı noktalar var. Takımlara bir bakın; iki tane Türk futbolcusu varsa dokuz tane yabancı oyuncu var. Bu durum milli takımda da düşüşe sebep oluyor. Altyapıdan gelen gencecik, başarılı oyuncular yetiştirmek Türk futbolunun ana misyonunu oluşturmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

özdisan

TEKNOLOJİK DEVRİM: OTONOM ARAÇLAR

özdisan

CHIANG MAI