in ,

Wİ-Fİ’DEN Lİ-Fİ’YE

i-Fi (Light Fideality) en basit tanımıyla LED ampul gibi bir aydınlatma cihazı üzerinden veri alışverişi teknolojisini ifade ediyor. Teknik anlamda ise bilgiyi radyo dalgaları yerine görünür ışık, morötesi ve kızılötesi spektrumlar üzerinden yüksek hızlarda iletebilen ışık tabanlı Wi-Fi olarak da tanımlanabilir.

Li-Fi teknolojisinin gelişim tarihçesini anlatırken, temellerinden yararlandığı VLC (Visible Light Communication), yani görünür ışık iletişimi teknolojisinin tarihine değinmesek olmaz.

VLC, açılımından da anlaşılacağı üzere veri iletimi için görünür ışığı kullanır ve teknolojisinin temelleri Alexander Graham Bell ve asistanı Charles Sumner Tainter’in 1880 yılında icat ettiği photophone’a kadar uzanır. Modüle edilmiş elektrik sinyalleri yerine ilk kez modüle edilmiş ışık kullanarak konuşmayı kablosuz ileten bir cihaz olan “photophone” çok bilinmese de Bell’in en önemli icatlarından biridir ve fiber optik ve VLC gibi birçok optik iletişim teknolojisine öncülük etmiştir.

Modern VLC için bilinen ilk çalışma ise Japonya’daki Keio Üniversitesi’nin Nakagawa Laboratuvarlar’ında başlatılmıştır. Verinin LED vasıtasıyla görünür ışık üzerinden iletilmesi fikri üzerine yapılan çalışmada Japon araştırmacılar, 2000 yılında görünür ışık yoluyla iletişim kavramını önerdiler. LED ışıkları bir baz istasyonu olarak kullanan araştırmacılar, bir iletim aracı olarak tavandaki aydınlatmayı kullanacak bir iç mekan iletişim sistemini simüle ettiler. Yoğun çalışmalar sonucunda 2009 yılında 100 Mbit/s’ye ulaşan yüksek hızlı bir iletişim teknolojisi oluşturmayı başardılar.

Bu yılların paralelinde pek çok ülkede teknolojinin gelişimi için çalışmalar başladı. Ancak Li-Fi terimi ilk kez, 2006 yılından beri VLC üzerine çalışma yapan Alman Profesör Harald Haas tarafından 2011 yılında ortaya atıldı. İlgili konuşmasında dizüstü bilgisayar veya diğer mobil cihazlar için veri iletişiminin odadaki LED aydınlatma vasıtasıyla yapıldığı bir gelecek tasavvur ediyordu.

Li-Fi, daha önce de bahsettiğimiz gibi aydınlatma cihazı üzerinden veri alışverişi teknolojisidir. Dolayısıyla da teknolojisinin kalbinde yüksek parlaklığa sahip LED’ler vardır. LED açık konumdayken “1”, kapalı konumu geçince ise “0” verisi iletilir. Ancak bu geçiş o kadar hızlı bir şekilde gerçekleşir ki insan gözü algılayamaz. Bu yönüyle konsept olarak Morse kodunun çok hızlı hali gibi düşünülebilir. Bu noktada, oldukça yaygın ve kullanışlı olan Wi-Fi varken bu teknolojinin motivasyonu nedir sorusu akla gelebilir.

Kablosuz haberleşme günlük hayatımızın artık vazgeçilmez bir olgusu haline geldi. Wi-Fi her yerde ve bize büyük konfor sağlıyor. Diğer taraftan dünya çapındaki internet trafiği her 18 ayda bir ikiye katlanıyor ve bunun büyük çoğunluğu kablosuz ağların üzerinden geçiyor. Her geçen yıl daha fazla cihaz kablosuz bağlantı kullanmaya başlıyor. Telekom operatörleri bu şiddetli veri yağmuruyla başa çıkabilmek için 5G’yi yaymaya çalışıyorlar ancak 5G binaların içerisine istendiği kadar giremiyor. Wi- Fi sektörünün önde gelen oyuncuları ise sınırlı spektrum tahsislerini optimize ederek bu veri yağmuruyla baş edebilmek için Wi-Fi 6’yı tanıtıyorlar.

Sonuç olarak, sürekli artan bağlı cihaz ve daha yüksek hız ihtiyacı daha fazla bant genişliği gerektirdiğinden Wi-Fi teknolojisinin kullandığı radyo frekans spektrumu hızla tükeniyor. 5G ve bugünlerde konuşulmaya başlanılan 6G’nin insan sağlığı üzerindeki etkileri de hala tartışma konusu. Görünen o ki bu durum sonsuza kadar sürdürülebilir değil. Bu noktada, yarının dünyasının taleplerini karşılayabilmek için kablosuz ağların geleceğe hazırlanması için Li-Fi bize bir çözüm olanağı sunuyor.

VLC, açılımından da anlaşılacağı üzere veri iletimi için görünür ışığı kullanır ve teknolojisinin temelleri Alexander Graham Bell ve asistanı Charles Sumner Tainter’in 1880 yılında icat ettiği photophone’a kadar uzanır. Modüle edilmiş elektrik sinyalleri yerine ilk kez modüle edilmiş ışık kullanarak konuşmayı kablosuz ileten bir cihaz olan “photophone” çok bilinmese de Bell’in en önemli icatlarından biridir ve fiber optik ve VLC gibi birçok optik iletişim teknolojisine öncülük etmiştir.

Modern VLC için bilinen ilk çalışma ise Japonya’daki Keio Üniversitesi’nin Nakagawa Laboratuvarlar’ında başlatılmıştır. Verinin LED vasıtasıyla görünür ışık üzerinden iletilmesi fikri üzerine yapılan çalışmada Japon araştırmacılar, 2000 yılında görünür ışık yoluyla iletişim kavramını önerdiler. LED ışıkları bir baz istasyonu olarak kullanan araştırmacılar, bir iletim aracı olarak tavandaki aydınlatmayı kullanacak bir iç mekan iletişim sistemini simüle ettiler. Yoğun çalışmalar sonucunda 2009 yılında 100 Mbit/s’ye ulaşan yüksek hızlı bir iletişim teknolojisi oluşturmayı başardılar.

Bu yılların paralelinde pek çok ülkede teknolojinin gelişimi için çalışmalar başladı. Ancak Li-Fi terimi ilk kez, 2006 yılından beri VLC üzerine çalışma yapan Alman Profesör Harald Haas tarafından 2011 yılında ortaya atıldı. İlgili konuşmasında dizüstü bilgisayar veya diğer mobil cihazlar için veri iletişiminin odadaki LED aydınlatma vasıtasıyla yapıldığı bir gelecek tasavvur ediyordu.

Li-Fi ile radyo frekansları için kullanılan spektrumdan 1000 kat daha geniş bir spektrum kullanabilir. Wi-Fi’nin şu anki en üst hız seviyesi olan 5Ghz’e göre 100 kat daha yüksek hızlara ulaşılabilir.

Radyo dalgaları yerine ışık kullanıldığı için hastaneler ve uçak kabinleri
gibi elektromanyetik parazite duyarlı alanlarda kullanıma olanak sağlar. Lisans gereksinimi yoktur. Dünya üzerindeki milyonlarca sokak lambası kolaylıkla Li-Fi erişim noktası haline getirilebilir.

Duvarlardan geçememesi kapsama alanı bakımından bir dezavantaj
olarak kabul edilebilir olsa da güvenlik anlamında veri hırsızlığına karşı kablolu bir ağ kadar güvenlik sağlar. Wi-Fi’ye kıyasla 3 kat daha düşük gecikme süresi, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gibi uygulamaların daha geniş alanlar için geliştirilmesini ve kullanımını mümkün kılar.

Veri iletimi için aydınlatma amacıyla kullanılan ışıktan yararlanıldığından daha az enerji tüketimi gerektirir. Bu noktada, aydınlatmanın kapalı olduğu durumda bağlantının ne olacağı sorusu doğal olarak akla gelebilir ancak armatürün tamamen kapatılması yerine ışık seviyesinin ortamın halen karanlık kalacağı kadar düşük seviyeye getirilmesi ya da kızılötesinin kullanılması bu duruma çözüm getirmiştir.

Li-Fi, Wi-Fi’ye alternatif bir teknoloji
gibi görünüyor olabilir. Ancak Wi-Fi, nasıl hücresel veri için tamamlayıcı
bir teknolojisiyse, Li-Fi de Wi-Fi için şimdilik tamamlayıcı bir teknolojidir.
IoT gibi pek çok cihazın aynı alanda etkileşime girdiği alanlarda, makineden makineye haberleşme gibi yüksek hızla birlikte yüksek güvenlik de gerektiren uygulamalarda, en üst düzey güvenlik gerektiren askeri tesislerde, uçak, hastane, petrokimya tesisleri gibi Wi- Fi’nin kullanılmasının sorun yaratacağı alanlarda bağımsız veya mevcut Wi-Fi ağlarıyla entegre bir şekilde kullanılabilir.

Sonuç olarak Li-Fi, hayatımıza girmek için hararetli bir şekilde hazırlanıyor. Sunduğu avantajlara veya kısıtlarına göre bunun 2 yıl sonra mı yoksa 10 yıl sonra mı gerçekleşeceğini söylemek zor. Ancak pek çok alanda sunduğu sayısız inovasyon ve geliştirme potansiyeliyle birlikte genel öngörü, internet bağlantısı teknolojileri arasında Li-Fi’nin er ya da geç hakim teknoloji olacağı yönünde. Sözün kısası; Li-Fi geliyor, hazır olun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

SENSÖR TEKNOLOJİLERİ GELİŞMEYE DEVAM EDİYOR

“ÇEVRİMİÇİ SINAVLARDA DEVRİM”